Seni tebrîk ederim, ey gözlerimin nûru,
Benim sâdık mürîdim, Hak'kın sevgili kulu!
İşte oldu Mi'râc'ın! Artık Rab'ba harîmsin.
Adl-u ihsânla emîn, kullarına kerîmsin.
Rûhânî Nûrânî'ler zümresine dâhilsin.
Son buldu çocukluğun; hem reşîd, hem kâhilsin1.
Bekābillâh'la şeref bulmuş has bir Velî'sin;
Hak Nûru'yla, serâpâ2, münîr3 ve de celîsin4.
Buldun Gerçek Hayâtı; bu benzemez rûyâya!
Hangi vazifelerle irsâl oldun5 Dünyâ'ya?
Bunun idrâki bâzen belli bir zamân alır;
Bu idrâke ulaşan Velî şaşırır kalır.
Kimi ehl-i tasarruf, kimi irşâda muzaf6;
Ama hepsi de olur kulluk ile muvazzaf7.
Yalnızca bir kişiye ba's olur bâzen biri;
Oysa, ülke yönetir diğerinin tekbîri.
Hazmetmelisin mutlak, ba'de-l Mi'râc, cezbeni;
Rücu' et Mürşid'ine ki hıfzetsin O seni.
Hâzım-ı cezbe8 olur Kâmil Mürşid ki fehmet,
Hâlâ O'na muhtacsın; hâlâ O'nda selâmet!
Ne zaman cezben söner, temkînin olur kavî,
Ruhsatıyla olursun Mürşid'ine müsâvî.
Setret sırrını, Velî! Edebin, işte, budur!
Senden artık yalnızca hayırlar eder sudûr.
Mevlâ'ya visâlinin olmaz dedikodusu;
Mestûrsa Velâyetin, düşman da kurmaz pusu.
Nebî'nin vârisidir; Velî böyle atanır.
Unutma sakın yavrum: Velî'yi Velî tanır!