İhvân-ı Sâdık'a

Ey ihvân-ı sâdıkım! Hamd ancak Allāh'adır.
Hamdsız "hayvân-ı nâtık"1 tanımaz gönül hatır.

Salât ve selâm olsun sevgili Habîb'ine,
"Levlâke levlâk..." lâfzı mesneddir edebine.

Mâni’ olmasın size bunca kesret, avârız;
Kutlu Ehl-i Beyt'i de muhabbetle anarız.

Hak
yolu bu! Rehberi, bil ki, Şâh-ı Velâyet.
Erişir, İnşâallāh, bizlere de inâyet.

Kezâ, aşk yolu bu yol; bunu anlayan azdır.
Allāh'a muhabbetin işâreti niyâzdır.

Tevâzuyla hizmettir, bize gâye-i âli.
Kılar sohbete devam tekâmülü tevâlî2.

Mürşid akan musluktur tüm ihvândan müstakil;
Kim ki içer bu sudan odur, gerçekten, âkil.

İrfan mektebidir bu; feyzi gelir Nebî'den.
Tükürükle Şems sönmez. Feyyâz çıkmaz gabîden.

Mihenk taşıdır Mürşid, görmese de itibar;
Başı O'na toslayan âyârın eder izhar.

Kimi yirmidört âyar; altındır da parıldar;
Kimi ise kalp para; hep nifâka medhaldâr3.

Ey ihvânım! Biz kendi işimize bakalım.
Gönlümüzde muhabbet çerağını yakalım.

Necâtınıza4
delil: nûrudur, bu çerağın;
Harîmi edecek bu, sizi Aslî Memba'ın.

Mubârek Sultan'larım ne verdiyse fakîre,
Ancak onu ederim, rahmetle, konu zikre.

Biliniz ki bu Yol'da gidenle, gelen geri
Aynı Zât, anlayana; aynı Zât imiş mer'i.

Zâtiyyet
aynıdır da, âraz ve meşrep farklı.
Bunu fehm etmeyene bu yol cidden firaklı.

Kim sabr-u muhabbetle sohbete devâm eder,
Kemâle yol alır da umûru olmaz heder.

Sebât eder iseniz sohbette bir teviyye,
Nebî'nin ahlâkı da olur size atiyye.

Bir Nûr var ki ediyor istilâ tüm ihvânı.
Bundan nâşî münîrdir bu sadâkat kervânı.

Tulû edince sizde Hak, Hakîkat sîrâcı
Tahakkuk edecektir Rûh'unuzun Mi'râcı.

"Silsile-i Zeheb"den gelen Nûr'dur tek âmil;
İnşâallāh bu kılar sizi İnsân-ı Kâmil.