Mürîdânın bâzısı kerâmâtâ meyyâldir1;
Nefisleri, bir müddet, bu merakla seyyâldir2.
Kâhin olarak görür kimisi Mürşid'ini;
Yok edemez, bir türlü, nefsinin bu fendini3.
Olmalı, derler, Mürşid mutlak ehl-i tasarruf;
Oysa vasfıdır olmak, O'nun, ehl-i tearruf4.
Kevnî kerâmât değil, ilmî kerâmât devri!
İlm-i Ledün giderir ancak, mürîdde cevri.
Tasarruf fakîridir, bundan nâşî, melâmî;
Ganiyy olur ilmiyle, sohbetiyle de hâmî.
Sırlı bir melâmînin mahzâ kulluktur hâli;
Gönlüyse olur Hak'kın tecelliyât mahâlli.